PROBLEMİ, PROBLEM OLARAK GÖRMEMEK

Eğitim sistemimizin temel sorunlarından biri de problemi, problem olarak görmemektir. Her türlü teknik ve yüzeysel düzenlemelere rağmen eğitimde bir türlü maksat ve hedefimize ulaşamıyoruz. Tespit yanlış olunca teşhis de tedavi de fayda vermiyor. Yanlış ilaçlarla hastayı ha bire oyalıyor, hastalığının büyümesinin önünü alamıyor ve hastayı kaybediyoruz. Tekrar başa dönüyor, aynı işleme bir daha devam ediyoruz. Dikiş tutmuyor, doku uyuşmuyor. Biz ise hala ısrarcıyız. Yani problemi, problem olarak görmeme hastalığı devam ediyor.

Bilinmesi gereken en büyük problem Batılılaşma hayranlığıdır. Kes, kopyala, yapıştır taklitçiliğidir. Kendi tarihsel ve kültürel mirasımıza karşı yabancılaşmaktır. Yani biraz Batılı biraz Doğulu olmaya çalışmaktır. Lakin ne tam Batılı ne de tam Doğulu olabiliyoruz. Niye? Çünkü ya problemi görmezden geliyoruz ya da küresel sermaye sahiplerinin eğitim paradigmasının dışına çıkmak için cesaret gösteremiyoruz. Geleneksel medrese eğitiminde “oğlum bina okur, döner döner yine okur” klişe sözünün bir başka versiyonuyla eğitim sistemimizi ıslah etmeye çalışıyoruz. Ama inanın tüm çabalar her ne kadar samimi ve bir gayretin sonucu olarak yapılsa da netice itibariyle istediğimizi elde edemiyor ve sürekli patinaj yapıyoruz.

Genetik kodlarımıza yeniden dönmek zorundayız. Kültürel müktesebatımızı iyi analiz etmeliyiz. Zira kültür, bir milletin sahip olduğu maddi ve manevi tüm değerler bileşkesidir. Kültürü ayrıştırarak maddi ve manevi boyutundan birini tercih etmeye kalkışırsak laiklik anlayışın hegemonyasını benimsemiş oluruz. Bir tarafı düzeltelim derken diğer tarafın bozulması kaçınılmaz hal alır. Oysa kültür; bir aidiyet, tarihsel bilinç, sorumluluk, kim olduğunu bilmek, inanç şuuruyla hareket etmek ve geleceği ona göre inşa etmek demektir. Her toplumun kültürü bir diğerinden farklı özellik taşır. Nasıl ki her insan kişilik olarak bir diğerinden ayrı ise, toplumlar da kültürleri bakımından bir diğerinden ayrılır. Bir toplumda kültürün insanlar üzerindeki tesiri azalırsa toplumsal hayatın idamesinde kuralların etkisi artar. Bu nedenle yasaların fazla olduğu toplumların sağlıklı bir toplum olduğu söylenemez.

Ülkemiz seküler eğitim anlayışına geçtiği günden beri bu problem yumağından kurtulamıyor. Zira seküler insan ve hayat algısı, kültürün toplumlar ve insanlar üzerindeki belirleyiciliğini azaltmıştır. İnsandan bireye doğru giden bu süreçte kültürün yerini yasalar almıştır.

Eğitimi asli fonksiyona çevirmek için onu kültüre uygun şekilde yapmak gereklidir. Her toplum, kendi kültürüne uygun insan yetiştirmelidir. Ancak bu durumda eğitim bir kimlik kazandırabilir.

Kültür ve geleneklerimize uygun bir bakış açısıyla eğitim verilmelidir. Batı bunu zaten yapıyor. Onun kültürü aynı zamanda onun paradigmasıdır. Problem olan aynı yöntemi yeni neslimiz üzerinde uygulamaktır. Eğitimin terbiye olduğunu bilmek kendi değer yargılarımıza uygun bireyler yetiştirmek demektir.

Kültürümüzün gerektirdiği ahlakla ahlaklanarak öğretim yapmak, bizi biz edeceğini bilmek demektir. Gerçekçi bir gözlem yapmak gerekirse, Türkiye’nin teknik anlamda bir eğitim probleminden çok, bir insan yetiştirme problemi vardır. Bu problemden dolayı yaptığımız öğretim ciddi, sağlıklı ve kaliteli değildir. En büyük problemimiz öğretim sorunu değil, ahlak sorunudur. Çünkü ahlaklı olmak, işini ciddi yapmak demektir. Sorumluluk sahibi olmak demektir. Yaptığı her işi ülkesi ve milleti için yaptığını bilmek demektir. Ahlaklı olmak demek insan olmak demektir. Fedakâr olmak, yardımsever olmak, diğergam olmak ve çalışkan olmak demektir.

Sonuç olarak asıl problem, kendi geleneğimizden kopuş ve kültürümüzden uzaklaşmamızdır. İnanç ve değerlerimizi hor görmemizdir. Salt teknik faaliyetlerle çağ atlayacağımıza olan inancımızdır. Oysa kendi kimliğimize döner ve ona münasip bir eğitim sistemiyle yol alırsak yaşadığımız bu problemlerin ekseriyeti minimize edilmiş olur.

foto
Yazar: Yahya Oğraş
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal