YOLSUZLUĞU ÖRTMEK İÇİN KATLİAM

ünyanın sessizliğini, Amerika’nın açıkça, kimi Arap ülkelerinin örtülü desteğini arkasında hisseden soykırımcı rejimin elebaşı Netanyahu, Gazze’ye yönelik sınır tanımayan katliam saldırılarına yeniden başladı.

Ateşkesten dolayı terörist hükümetten çekildiğini söyleyen kan içici yamyamlar, yeniden dönme kararı aldı ve bu da Netanyahu’nun elini biraz daha güçlendirdi.

Mart ayının 20’sinde yolsuzluk davası için mahkemeye çıkması gerekiyordu; ama o, şartları değerlendirerek, Gazze’ye yönelik yüzlerce çocuğun katledildiği saldırıyı gerçekleştirdi ve böylece mahkemeye çıkmadı.

Daha önceki yolsuzluk ve rüşvet davalarında da aynı yola başvurmuş ve mahkemeye çıkmamak için Gazze’ye saldırmıştı.

En son Nasır Hastanesini bombalayarak tedavi görenleri vahşice katletti.

Kınamalar peş peşe geldi tabii.

İşgalci rejimin “Uluslararası hukuku ihlal ettiği” vurgulandı ve savaş suçu işlediği için yargılanması talep edildi.

Ama mahkemelere çıkmaması, iç istihbaratın başındaki ismi görevden almaya çalışması, altına imza attığı sözleşme ve anlaşmalara uymaması, bu teröristin ve dostlarının ulusal ya da uluslararası hiçbir hukuka uymadığını, kişisel çıkarları ve sapkın dini anlayışları çerçevesinde hareket ettiğini bir kez daha ortaya koydu.

Bizdeki kimi beyinsizlerin “ortadoğunun en demokratik rejimi” dedikleri bu soykırımcı terörist rejim yöneticilerinin, Filistinlilere karşı vahşi katliamları bir yana çıkarları zedelendiğinde ya da görüşleri arasında farklılıklar baş gösterdiğinde birbirlerine karşı hiç de “demokratik” davranmadıkları son gelişmelerle bir kez daha ortaya çıktı.

Netanyahu, yolsuzluk ve hırsızlıklarını gizlemek için ya Gazze’ye saldırmaya ya da Türkiye’de bazılarının yolsuzluklarını örtmek için Atatürk zırhına bürünmeye çalışması gibi meseleyi ideolojik zemine çekmeye çalıştı her zaman.

Kendisi hakkındaki son soruşturmaları, "solcu derin devletin halkın iradesini engellemek" için yaptığı operasyonlar olarak yorumladı Netanyahu ve hakkındaki iddialara cevap vereceğine operasyonu yapanları görevden almaya çalıştı.

İşgal rejimi cumhurbaşkanı Herzog, Netanyahu’yu “Bölücü ve tek taraflı politikalar” yürütmekle suçladı ve açıkça esirlerin hayatını tehlikeye atma pahasına Gazze’ye yönelik saldırıları yeniden başlatmasının sadece kendisini soruşturmadan kurtarma amaçlı olduğunu söyledi.

Netanyahu’nun geldiği geleneğin bu konuda sicili de oldukça kirli.

Çıkarlarına dini kılıf giydirerek muhaliflerini öldürmekten çekinmeyen, Yahudi dinine dayandıklarını iddia eden ve yaptıkları zulüm ve ahlaksızlıklara dinden referanslar bulabilen psikopat bir topluluk…

İsrael Shahak, “israilde Yahudi Fundamentalizmi” adlı eserinde Oslo Anlaşmasını imzalayan Başbakan İzak Rabin’in öldürülmesinin dindar Yahudiler arasında hiç de tepkiyle karşılanmadığını örnekler vererek anlattıktan sonra şunları yazar:

“israil toprakları, dindar Yahudiler tarafından Yahudilerin çok özel bir mülkü olarak kabul edilmektedir. Bu toprakların herhangi bir parçası üzerinde Filistinlilere yetki vermek, muhbirlik olarak yorumlanabilirdi. Nitekim bazı dinci Yahudiler, Rabin ile Filistin otoritesi arasındaki gelişen ilişkileri Yahudi yerleşimcilere zarar verecek bir gelişme olarak yorumladılar. Bu anlamda, Rabin muhbirlik yapmıştı.”

İşgali, hak gaspını, hırsızlığı, Yahudi dini metinlerine de dayanarak hak olarak gören insan kılıklı yaratıkların arkalarında destekleyici anlamda yeterli bir güç hissettiklerinde neler yapabildiklerinin örneğidir Netanyahu ve ekibi.

HAMAS’ın elindeki Yahudi esirlerin kendileri tarafından öldürüldüğü, olayların şahitleri tarafından açıklanmasına rağmen bu soykırımcı rejimin mevcut şartlarda kalan esirler için bir anlaşmaya yanaşması beklenmemelidir. Ancak Yahudi toplumu, protestoları daha yıkıcı bir hale getirirse, savaşa gitmeyi reddedenlerin sayısı hatırı sayılır bir rakama ulaşırsa ya da Netanyahu’ya “içeriden” bir operasyon gerçekleşirse savaş durabilir.

foto
Yazar: HASAN SABAZ
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal