Soykırımcı Siyonist çete insani olan her şeye düşman.
Gazetecilere yönelik gerçekleştirilen katliam bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu.
Aslında 75 yıldır yaptıkları buydu; ama gerek bu işi yavaş yavaş yapmaları gerekse de iletişim araçlarının şimdiki kadar güçlü olmayışı dünyayı bu gerçekle yüzleştirmiyordu.
Şimdi dünyada neredeyse bütün kurumları işgal ettikleri daha yeni anlaşılıyor.
“Filistinli Pele” olarak tanınan Filistin Milli takımı eski futbolcusu Süleyman el Ubeyd, gıda maddesi almaya çalışırken katledildi ve UEFA şöyle bir mesaj paylaştı: “"Süleyman el-Obeid'e, 'Filistinli Pele'ye elveda. En karanlık zamanlarda bile sayısız çocuğa umut veren bir yetenekti"
Dünyanın gözü önünde işlenen soykırıma rağmen UEFA, buna dair hiçbir şey söyleyemiyor, sanki Filistinli Süleyman el Ubeyd normal bir şekilde ölmüş gibi mesaj veriyor.
Ukrayna savaşından dolayı Rusya’ya yönelik yaptırım kararları alan ve bunu hemen devreye sokan UEFA, soykırımcılığı uluslararası mahkemeler tarafından da tescillenmiş olan Siyonist işgal rejimine karşı bırakın yaptırım kararı almayı, işlenen vahşi cinayetlerden dolayı bir kınamada bile bulunamıyor.
Gazetecilerin özellikle de Enes el Şerif’in öldürülmesi konusu da uluslararası medya kuruluşlarında hak ettiği yeri bulmadı.
Hatta birçok medya kuruluşu soykırımcı terörist rejimin dilini olduğu gibi aktarmakla yetindi ve vahşi bir katliama maruz kalanları suçlu göstermeye çalıştı.
İşgalci teröristler hedef alırken hiçbir kaygı gütmüyor, çünkü birilerinin yaptıkları her şeye koruma kalkanı oluşturacağını biliyor.
Enes meselesinde de aynı durum oldu. Örneğin Reuters’ın manşeti şöyleydi: “İsrail, HAMAS lideri olduğunu söylediği El Cezire gazetecisini öldürdü.”
Soykırımcı teröristlerin kabul ettirdiği algıya göre bir kimse işgale karşı direnen HAMAS’ı haklı buluyorsa, işgale direnişi meşru görüyorsa suçludur ve öldürülmelidir. Bunlara göre tüm Filistinliler silah bırakmalı, işgali kabul etmeli, sürülmeyi kabul etmeli, evlerine ve topraklarına el konulduğunda itiraz etmemelidir.
Meselenin Enes ve arkadaşlarının HAMAS’a yakın olmasıyla ya da Müslüman olmasıyla da alakası yoktur aslında.
Şirin Ebu Akile olayını hatırlayalım.
Filistin asıllı Amerikan vatandaşı olan bu kadın bir Hıristiyan’dı.
Evet, hem Hıristiyan hem Amerikan vatandaşı hem de HAMAS’a yakın biri değildi; ama gerçeğin peşinde, yalana düşman ve işgale karşı biriydi Şirin Ebu Akile.
Canını hiçe sayarak tehlikeli bölgelere giden ve dünyaca tanınan bir gazeteciydi.
Soykırımcı teröristler “Press” yazılı yeleğini görmelerine rağmen Ebu Akile’yi doğrudan hedef aldılar. Şirin Ebu Akile, Cenin’de işgalci Siyonist rejim askerlerinin saldırısını takip ederken, üzerinde çelik yelek olduğu halde ölümcül bir saldırıya maruz kaldı ve öldürüldü.
25 yıllık gazeteciydi, Hıristiyan’dı ve Amerikan vatandaşıydı; ama söz konusu olan Siyonist işgalciler olunca Amerikan hükümeti adamakıllı bir soruşturma yapmadı, kimseyi suçlamadı, yaptırımdan söz etmedi.
Tıpkı iş makineleri tarafından ezilerek vahşice katledilen Rachel Corrie olayında olduğu gibi.
İnsana, insani erdemlere, insani değerlere olan düşmanlıklarını böyle her fırsatta ortaya koyuyorlar.
Ve evet, Gazze laboratuvarı, soykırımcı Siyonistlerin işgalinin nerelere uzandığını, soykırımcı ve dostlarının insani tüm değerlere olan düşmanlıklarını görmek istemeyenlerin de gözlerine sokarak gösterdi.
Ama Siyonist işgalciler kaybetti, kaybedecek.
Gerçeğe olan düşmanlıklarından dolayı, onların kirli yüzünü dünyaya gösterdiği için Enes ve arkadaşlarını öldürdü. Şimdiye kadar 250’ye yakın gazeteciyi katlettiği gibi.
Ama ne yaparsa yapsın, kirli, vahşi, zalim yüzünü gizlemeyi başaramayacak.