Siyonist terör rejimi, Ramazan ayının başlamasıyla birlikte altına imza attığı ateşkes anlaşmasını ihlal etmeye başlamış, saldırılar gerçekleştirmişti. Hemen ardından da tam bir abluka ile Gazze’ye hiçbir şeyin girişine izin vermeyeceğini söylemiş ve bu kararı da uygulamıştı.
Maalesef ne arabulucular ne de dünya barışı ve insan hakları gibi ifadeleri dillerinden düşürmeyenler ciddi bir adım atmadılar ve herkes gibi onlar da katliamı izlediler.
Şimdi un stoklarının tükendiği ve Gazze’nin yeniden ekmeğe muhtaç hale geldiği açıklanıyor.
Çevrede bunca Müslüman varken Akdeniz kıyısında bazı Müslümanlar açlıktan ölüm ile karşı karşıya…
Körfezdeki satılmış rejimlerin para ve enformasyon ile Gazze’de HAMAS’a karşı halkı harekete geçirme çabaları işe yaramayınca yeniden bir “toplu imha” planının devreye sokulduğu anlaşılıyor.
Direniş grupları tüm imkanları ile hazırlandılar ve büyük bir savaşın eşiğinde olduklarının bilinciyle kararlılıklarını ortaya koydular.
İslami Direniş Hareketi(HAMAS) yaptığı açıklamada hareketin beyaz bayrak kaldırmayacağını ilan etti ve Gazze'deki Siyonist esirlerin serbest bırakılmasının ancak adil ve kapsamlı bir değişim anlaşmasıyla gerçekleşeceğini vurguladı.
Netanyahu ise artık muhalefetin gösterilerini önemsemiyor.
Genelkurmay Başkanı Halevi’nin istifa etmesini sağladı.
Savunma Bakanı Galant’ı görevden aldı.
Yaptığı yolsuzlukları ortaya çıkaran iç istihbarat Şin Bet şefinin görevine son verdi.
Abluka hakkında “israilin öyle bir hakkı vardır” kararı veren mahkemeden artık bir endişesi yoktur.
Trump, askeri ve siyasi olarak açık destek verdiğini dünyaya ilan etti.
Tüm bunları göz önüne aldığımızda Netanyahu’nun en güçlü döneminde olduğunu söyleyebiliriz.
Siyonizmin asıl temsilcileri ve “israil devletinin kurucusu” olan Yahudi solunun zayıflaması, aşırıların sürekli daha aşırı grupların ortaya çıkması ile güçlenmesi Netanyahu’nun elini rahatlatıyor.
Gazze halkının tüm yardım çağrıları karşısında harekete geçen, ordular hazırlayıp mazlumlara yardım eden bir “Mu’tasım’ın olmayışı”, Mu’tasım olma konusunda kimsenin istekli olmayışı, zalimlerin ve destekçilerinin soykırım planlarına yeni planlar eklemesine imkân sağlıyor.
Tüyler ürpertici bir sessizlik var!
Bu sessizliğin arkasından yaş ve kuruyu içine alacak bir yıkım da gelebilir, zalim ve işbirlikçilerin tahtlarını alaşağı eden bir inkılap da…
Özellikle Gazze’nin yanı başında zalime gözcülük edenlerin durumu son derece kritiktir.
Öte yandan 18 ayda vahşice katledilen ve 18 bini çocuk olan 50 bini aşkın mazlumun kanında sorumluluğu olan, bu soykırım esnasında bile işgalci Siyonist çete ile işbirliğini hiç aksatmayan, sürekli direniş hareketlerini suçlayan insan kılıklıların durumu var.
“Onlar kendilerine meleklerin yahut Rabbinin veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı ayetlerinin geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanıyla bir iyilik kazanmamış kimseye artık iman etmesinin bir yararı olmayacaktır. De ki: "Bekleyin, biz de beklemekteyiz." (Enam/158)