Kirli İşler Ortaklığı

Batı’da hava gergin.

Gerginlik bazen kendini öyle bir hissettiriyor ki, İkinci Dünya Savaşı öncesi bir ortamın oluşmaya başladığını bile düşündürüyor.

Trump ile birlikte değişen Amerikan politikaları, Avrupa’nın “birlik” ruhundan uzak görüntüsü, devam eden Ukrayna kabusu, Birleşik Krallık yönetiminin tedirgin eden sessizliği ve soykırımcı rejimin eylemleri karşısında ortaya çıkan parçalı politikalar…

Oysa hesaplar çok farklıydı.

Trump, israil ile birlikte İran’a şok saldırılar gerçekleştirecek, yönetim kademesini tasfiye edecek, içte hazır bekleyen muhalif unsurlar devreye girecek ve yönetim değişecekti. Bölgenin en önemli petrol ve doğalgaz kaynakları Amerika’nın kontrolüne girecek, israil karşısında açık ve görünür bir tehdit kalmayacaktı.

Hesaplar bu yönde yapılmış, stratejiler belirlenmiş, rejimin devrilmesi sonrası İran’ın kaç parçaya bölüneceği bile hesaplanmıştı.

Birkaç saat içinde Venezuela’nın kırılan direnişi ve Maduro’nun aşağılanmış bir şekilde şehirde dolaştırılması Trump’ın hedefleri biraz daha öne almasına bile neden olmuştu oysa.

Avrupa, Danimarka’nın arkasında durmamış, bunun yerine savaşmadan “Grönland’ın kullanım hakları” Amerika’ya verilmişti ve bu da Trump’ta bir “ego patlamasına” neden olmuştu.

İran’da “evdeki hesap çarşıya uymayınca” Avrupa ve Uzakdoğu’dan yardım istendi; ancak bunlar reddedildi.

Özellikle Almanya “her türlü kirli işe” sponsor olmaya hazır olduğunu göstermişti; ama iş askeri destek noktasına geldiğinde her zaman geri durmuştu.

Hatta 10 ay önceki saldırılar yaşandığında Almanya Başbakanı, meseleyi tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştu.

Merz, İran’a yönelik saldırılarla ilgili olarak, “Bu, israilin hepimiz için yaptığı kirli iş” demişti.

Alman Şansölye, “israil ordusu ve israil hükümetinin bunu yapma cesaretini gösterdiği için büyük saygı duyduğumu söyleyebilirim,” diye devam etmişti.

Ama Trump, “kirli işlere” destek değil kendi önderliğinde “kirli işler ortaklığı” talep ediyordu.

Papa’yı hedef alırken kullandığı dili bu kez Alman Başbakanı için de kullandı ve “İran’ın nükleer silah sahibi olmasını umursamıyorlar” dedi.

Alman Başbakanı ise kendisinden beklenmeyen bir çıkış gerçekleştirdi ve Trump’ın iyice şişmiş olan ego balonuna bir iğne batırdı.

Şunları söyledi Merz:

"ABD'nin açıkça hiçbir stratejisi yok. Bütün bir ulus, özellikle Devrim Muhafızları etkisindeki İran yönetimi tarafından aşağılanıyor, küçük düşürülüyor."

Bu açıklamayı Trump’ı harekete geçmeye zorlayan “siyonist bir kışkırtma” olarak da değerlendirebilirsiniz; ama her hâlükârda Amerikan başkanını öfkelendireceği kesindi, nitekim öyle oldu.

“Ne dediğini bilmiyor” dedi, “Ekonomisini batırmasına şaşırmamalı” dedi.

Bir programda İngiliz Kralına hitap ederken de “Eğer biz olmasaydık hepiniz Almanca konuşuyor olurdunuz” dedi.

Bu açıkça İkinci Dünya Savaşı öncesi gibi bir “Alman tehdidi” ile Avrupa’yı korkutmak anlamına geliyor. Başbakanına hakaret ederek aşağıladığı İngiltere’yi Kral üzerinden yanına çekmeye, Almanya karşısında konum almaya davet ediyor.

NATO ve AB’den ümit kestiği için yeni bir “Kirli işler ortaklığı” tesis etmeye çalışıyor.

90 sene önce yine “sömürge paylaşımı” gibi gerekçeler üzerinden benzer kirli ortaklıklar oluşturuldu ve bunun sonucunda soykırımlar yaşandı, nükleer silahlar kullanıldı, on milyonlarca insan katledildi.

Aynı ortaklar, aynı kirli senaryolar, benzer çıkar çatışmaları…

Rabbim mazlumları muhafaza etsin.

foto
Yazar: HASAN SABAZ
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal