Ateşkes anlaşması soykırımcı teröristlerin kesilmeyen saldırıları nedeniyle hiç uygulanmadı.
Amerika ve Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğu soykırımcı Siyonist rejime her türlü saldırı ve yıkım politikasına rağmen desteğini kesintisiz bir şekilde sürdürdüğü için ateşkes anlaşması yürürlüğe girmedi.
Ama buna rağmen Barış Kurulu denilen ucube yapı ve neden oluşturulduğu dünya kamuoyu tarafından tam olarak anlaşılamayan “Garantör ülkeler” kendi aralarında toplandılar, kararlar aldılar ve bu kararları soykırımcıların “onayına sunarken”, Gazze direnişine dayattılar.
Gazze’de yoğun saldırılar altında sürekli şehid veren İslami direniş hareketinin diplomatik görüşmeleri yürüten yönetici kadroları da Gazze dışında tabir yerindeyse “nefes alamayacak” hale getirildi ve bu arada siyonist aparatı Mladenov gibilerinin hazırladığı raporlardan dolayı sürekli biraz daha ağırlaştırılan yeni dayatmalarla karşı karşıya kaldı.
Neredeyse hiç kimse Siyonistlerin altına imza attıkları anlaşmaya neden uymadığını sorgulamadı. Sorgulayan az sayıda kişi de bunu yaptırıma dönüştürmekten söz etmedi.
israil, Gazze’den çekilmediği gibi anlaşmadan sonra işgal alanını genişletti. Teknokrat hükümetin Gazze’ye girişine izin vermedi, ablukayı devam ettirdi, Netanyahu kabinesinin bakanları açıkça Gazze’de herkesin öldürülmesi gerektiğinden söz etti.
HAMAS’ın elindeki silahları sorun ettiler sürekli. Oysa HAMAS açıkça işgalci çekildikten ve teknokrat hükümet göreve başladıktan sonra silahları teslim edeceğini söylemişti.
Soykırımcı teröristlerin ateşkes anlaşmasından şimdiye kadar 1400’e yakın kişiyi şehid ettiği ortadayken, Siyonist aparatları anlaşmanın uygulanamamasının gerekçesini “HAMAS’ın silah bırakmaması” olarak açıkladılar.
Nihayet HAMAS silah bırakmayı kabul ettiğini açıkladı; ama değişen bir şey olmadı.
Bu kez soykırımcı teröristler açıkça “anlaşmaya uymayacaklarını” söylediler.
Yani bunca toplanma, bunca müzakere, bunca “süreç müspet ilerliyor” açıklaması Netanyahu’nun bir açıklaması ile boşa düştü.
Şu gerçek bir daha açık ve en berrak şekilde anlaşıldı: Soykırımcı Siyonistler sadece güçten anlar, başka bir dilden anlamaz!
Siyonistler ve destekçileri ancak başkalarına çektirdikleri gibi acı çektiklerinde, işgal ettikleri yerlerden ancak güç kullanılarak çıkarıldıklarında anlaşma masasına otururlar.
Tüm dünyada soykırımcı teröristlere yönelik büyük bir öfke var; ancak bu öfke fiili bir yaptırıma, bir ortak güce dönüşmediğinde hiçbir etkisi olmuyor.
İslam dünyasında dahi kullanılacak çok sayıda ticari argüman gerektiği gibi kullanılmazken ve soykırım suçunu işleyen teröristlere yönelik kınama açıklamalarından öteye gidilmezken dünyadan bir şey beklemenin elbette bir anlamı yok!
Geçen zaman küresel emperyalizmin farklı silahları devreye koymasıyla Siyonistlerin karşı karşıya kaldığı öfke dalgalarının da önlenmesine imkan sağlıyor. Amerika, Siyonizm karşıtı Maduro’yu askeri güç kullanarak tasfiye ederken, yine Siyonizm karşıtı Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, seçim hileleriyle mağlup ediliyor.
Evet, Siyonistler ancak yerinde, zamanında ve kararlı bir güç kullanımıyla engellenebilirler.
Kınamaların, daha sert kınamaların, lanetlemelerin bir işe yaramadığı artık herkes tarafından anlaşılmıştır.
Bu yüzden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardı ardına yaptığı açıklamalar kritik bir önem taşımaktadır.
Hakan Fidan son bir haftada kritik görüşmelerde bulundu.
Dışişleri Bakanı Fidan, Mısır Dışişleri Bakanı ile düzenlenen ortak basın toplantısında Gazze Şeridi'nde daha ciddi tedbirlerin alınması konusunda Mısır ile mutabık kaldıklarını açıkladı. Bakan Fidan, "Netanyahu'nun barış niyeti yok, israil adım atmazsa radikal adımlar atabiliriz" açıklamasında bulundu.
Umuyor ve diliyoruz bu “radikal adımlar” daha sert kınamalarda bulunularak yerine getirilmiş sayılmasın ve gerçekten de soykırımcıyı caydıracak sürecin başlangıcı olsun.
