Soykırımcı Siyonist çetenin elebaşı Netanyahu’nun BM’deki konuşmadan hemen sonra ismi başka bir ziyaret ile gündeme geldi.
Önce BAE emiri ile Dubai’de görüştüğü açıklandı; ama hemen sonra meselenin sanıldığından daha kapsamlı bir görüşmeler dizisini kapsadığına dair iddialar düştü gündeme.
Siyonist medyanın iddiasına göre Netanyahu BAE’de Suudi Arabistan, Fas, Kuveyt, Bahreyn, Umman, Mısır ve Libya'nın doğusundaki güçlerin temsilcileri ile görüştü.
Bu konuda tek yalanlamanın Suudi’den gelmesi dikkati çekti.
Bölge, Yemen’de alevlenen çatışmalara odaklanmışken bu görüşmenin gerçekleşmesi ve özellikle de görüşme yerinin BAE olması kritik önemde.
BAE’nin Körfez’de Siyonist rejimin vekil gücü gibi hareket etmesi bir yana bir süredir sessizliğe gömülmesi kirli bir planın içinde olduğunu gösteriyordu aslında.
Yemen’de BAE’ye yakın güçlerin Babü’l Mendep yakınlarından çekilip bölgeyi Husilere terk etmesi, Suudi’nin alandaki müttefiklerini moral açıdan sıkıntıya sokarken, ekonomik açıdan da Suudi’yi neredeyse nefessiz bıraktı.
Belki bu İran’ın Hürmüz üzerindeki gücünü pekiştirmesi ve Amerika karşısında elinin güçlü olmasını sağladı; ama siyasi olarak Körfez ülkelerinin Amerika-israil blokuna yakınlaşmasına neden oldu. Oysa savaş sürecinde özellikle Suudi’nin Amerika ile arasında bir güvensizlik başlamış, bu diplomasi diline de yansıyınca Trump, Suudi veliaht prensi için aşağılayıcı ve hakaret içerikli ifadeler kullanmıştı.
Çok fazla umutlanmaya sebep olmasa da “Mekke Mutabakatı” bu sürecin netleşmesine ve genişlemesine neden olabilirdi.
Şimdi yeni bir plan devreye sokulmak üzere…
BAE’nin Afrika’da destek verdiği silahlı grupların yenilgiye uğraması ve özellikle bunda Türkiye’nin etkili olması İsrail ve destekçileri açısından sıkıntılı bir sürecin işaretlerini veriyordu.
Özellikle Libya’da Türkiye’nin savaşan iki tarafla da ilişkiler geliştirmesi, çatışmalı süreci sona erdirmesi, hatta iki tarafa da askeri eğitim vermesi Akdeniz üzerinden hesap yapanlar açısından hesapları revize etmeyi gerektiriyordu.
Tam bu süreçte BAE, destek verdiği güçlerin büyük kısmını Yemen’den çekti ve Somaliland’a odaklandı. Zaten Gazze’ye girmesi muhtemel askeri güçler içerisinde soykırımcı rejimin onay verdiği ülkelerden biriydi ve plana göre Gazze’de bir mahalle inşa edecekti. Yani aslında İsrail çekilse de “BAE mahallesi” üzerinden Gazze’nin kalbinden faaliyetlerini devam ettirecekti.
Netanyahu, Dubai’de büyük ihtimalle bu konuları görüştü.
İsrail’in vekil gücü durumundaki BAE’nin Fas’ı, Mısır’ı, Bahreyn’i ve hatta Kuveyt’i Netanyahu’nun karşısına çıkarmasının bölgede tıkanmış durumdaki savaşla bir alakası elbette vardır; ama Libya’dan Saddam Hafter’in orada olması çok başka bir anlama geliyor.
Türkiye’nin Libya üzerinden bazı hesaplar yaptığı biliniyor ve bu hesaplar için çatışmasızlık ortamına ihtiyaç duyduğu da tahmin edilebilir. Türkiye’nin hesaplarının bozulabilmesi için yeniden çatışma ortamının başlaması, istikrasızlığın baş göstermesi önemli. Saddam Hafter’e bu minvalde bir görev verilmiş olabilir.
Öyle görünüyor ki, BAE, bölge ülkelerinin siyasi satrancı iyi okuyamaması dolayısıyla “vekaletinin hakkını” tam olarak veriyor. Bundan birkaç ay önce iyice yalnızlaşmış olan Bin Zayed, denklemi iyi okuyarak yeniden oyun kurucu durumuna geçmiş oldu. Ama bu zıplayış Emirliğin potansiyelinin çok üzerinde ve düştüğü zemin hiç de beklediği gibi olmayabilir.
