Yoğun Gündemler ve Heyecanlı Süreçler

Ayet-i Kerime’nin “Sayılı Günler” dediği Kur’an Ayı, ne zaman yarılandı derken iç ve dış gündemlerin gerçekten baş döndürücü hızı karşısında adeta herkes nefesini tutup bir saat sonrasını merak etmeye başladı.

Çok büyük sonuçları olacak birçok kritik eşik aşılmak üzere.

Putin, biri genç diğeri yaşlı iki şovmenin performansını tiksindirici bulmuş olacak ki, ateşkes tiyatrolarını yüzlerine atar gibi sahaya inerek savaşın ateşini yeniden harladı.

Trump, Ukrayna’ya para vermezse -ki savaş devam ederken yer altı madenlerini de alamayacağına göre- İngiltere’nin de itirafıyla Amerika olmadan Rusya’yı durdurmaları mümkün gözükmüyor. Seksen yıldır uluslararası siyonizme ve Amerika’ya teslim olan Avrupa Ülkeleri, bir anda Trump’la Putin arasında kalmanın şaşkınlığıyla toplanıp duruyorlar. Belki teknolojileri, paraları filan var ancak ne adamakıllı karar alma ne de savaşma iradeleri var.

İki Viladimir’le de arası iyi olan ve Nato’nun ikinci büyük askeri gücüne sahip Türkiye’yi bu konuda yanlarına çekmeyi düşünüyorlar. Türkiye de bunu görüyor. Ve bu sürpriz yakınlaşma üzerine hesaplar yapıyor.

Trump, Gazze konusunda kuru sıkı sallasa da Kanada ve Grönland için kartlarını ciddi açmış vaziyette. Kanada ile karşılıklı ticaret savaşları gümrük vergilerini artırma şeklinde tam gaz devam ediyor. Ve Grönland da Avrupa ile başka bir gerginliğin fitili olarak ateşlenmek üzere.

Doğu blokunun yıkılmasıyla beraber 34 yıldır varlığı tartışmalı hale gelen NATO’nun, bu süre boyunca icra ettiği ne varsa neredeyse hepsi fiyasko idi. Peki Rusya karşısında askeri direnci beslemek yerine Washington’a maddi külfetiyle birlikte küreselcilerin en kullanışlı aparatına dönüşmüş olması, Elon ve Trump’ın bu Kuzey Atlantik Paktını önce itibarsızlaştırıp sonra da dağıtmasına yeter mi? Bu da iyiden iyiye merak uyandıran bir gelişme.

Herkesin cevabını çok merak ettiği başka o kadar can alıcı soru var ki?

İran ve Rusya’dan sonra gerçekten Amerika Suriye’den çekilir mi? Mazlum Abdi’yi bunun için ikna ettilerse, Türkiye’ye, Suriye’nin yeni yönetimine ve SDG’ye ne vaad ettiler? Ya da bu, sadece Türkiye ile yapılan bir pazarlığın sonucunda sağlandıysa iki ülke arasında ne karşılığında ve nasıl bir mutabakat oldu? Yoksa yıllarca süren bir askeri eğitim ve binlerce tırlık savaş araç gereçlerinin yanında yıllık 2,5 milyar dolarlık petrolden bir anda vazgeçmenin izahı net değil. Ve bu da yarın ne olacak, atılan imzaların karşılığı sahaya nasıl yansıyacak diye herkesin oraya kulak kesilmesine yol açıyor.

Bunların yanında terör rejimi, Suriye’nin yeni yönetimini de diğer komşu rejimler gibi korkutup sindirme politikasını derinleştirirken, girdiği bölgelerden ne zaman ve nasıl çıkarılacağı hakkında kimse bir şey söylemiyor.

Bir de Suriye ile doğrudan bağlantılı olan diğer bir süreç var: Öcalan’ın silah bırak çağrısı. Bunun da yol haritası henüz belirli değil. 12 yıl önceki çözüm sürecine o zamanlar ihanet deyip şiddetle karşı çıkan MHP’nin yeni öykünün bir tarafında baş aktör olmasının devletin “beka meselesiyle” alakası bir yana dikkatlerin özerklik veya bağımsızlıktan, birlikte yaşam pratiğinin resmi dayanaklarına çekilmesi ister istemez şu suali sordurdu: Devlet, Kemalist rejimiyle ve mevcut anayasası ile buna hakikaten hazır mı? Mesela Şehid Şeyh Said Hazretlerine hâlâ hain bir isyankâr gözüyle bakan MHP buna hazır mı?

Nasıllığının kıymeti yok, silah bırakmak başlı başına bir devrim demek. Bunun silsile halinde nice etkisi olacaktır eyvallah. Hatta böylece salt etnik siyasete dayalı partiler de ömrünü tamamlamış olacaktır.

Acayip şeyler oluyor vesselam.

Allah hayretsin.

foto
Yazar: Özkan Yaman
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal